İZMİR’DE SUYUN GELECEĞİ MASAYA YATIRILDI
İZMİR’DE SUYUN GELECEĞİ MASAYA YATIRILDI
Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) ev sahipliğinde; Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) ve İzmir Ticaret Borsası’nın (İTB) katkılarıyla düzenlenen Su Konferansı’nda, iklim kriziyle birlikte derinleşen su sorunu bütüncül bir yaklaşımla ele alındı. İzQ Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantıda; tarımda, sanayide ve kentlerde suyun daha verimli ve sürdürülebilir yönetimi için yol haritası ortaya kondu; iyi uygulama örnekleri
Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) ev sahipliğinde; Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) ve İzmir Ticaret Borsası’nın (İTB) katkılarıyla düzenlenen Su Konferansı’nda, iklim kriziyle birlikte derinleşen su sorunu bütüncül bir yaklaşımla ele alındı. İzQ Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantıda; tarımda, sanayide ve kentlerde suyun daha verimli ve sürdürülebilir yönetimi için yol haritası ortaya kondu; iyi uygulama örnekleri
GRİ SU SİSTEMLERİNİ ZORUNLU HALE GETİRECEĞİZ
Toplantının açılışında bir sunum yapan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, su krizinin bireysel alışkanlıklarla değil, ortak akıl ve planlı politikalarla çözülebileceğini vurguladı. Kentsel kullanımda altyapı yatırımlarıyla kayıp kaçak oranını yüzde 24,80'e indirdiklerini anlatan Tugay, belediye binalarında "gri su dönüşümünü" başlattıklarını duyurdu. Tugay, şöyle konuştu: "Lavabo ve duşlardan gelen suların sterilize edilerek yeniden kullanılmasını sağlayacak sistemleri devreye alacağız. Gri suyun yeniden kullanımıyla binalarda şebeke suyu tüketimini yüzde 30 ila 50 azaltmak mümkün. Burada bir başlangıç yapıyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi çatısı altında Gri Su Koordinasyon Ekibi kurduk ve bu deneyimin kent geneline yayılması için paydaşlarla iş birliği sürecini de başlattık. Ama daha önemlisi bunun bir kültür olarak şehirde yer alabilmesi için beraber çalışacağız. Bu noktada şunu da söylemek isterim. Önümüzdeki dönemde büyük ölçekli binalarımızın önemli bir bölümünde bu dönüşümü hayata geçireceğiz. Yeni yapılan binaların hemen hepsinde gri su sistemlerinin kurulmasını zorunlu hale getireceğiz mecburen.” Deniz suyu arıtma ve bulut tohumlama gibi yenilikçi çözümleri de değerlendirdiklerini anlatan Tugay, su krizinin ancak "daha fazla planlama, farkındalık ve iş birliği" ile aşılabileceğini kaydetti. Tugay, “İnanıyorum ki İzmir başta su olmak üzere küresel iklim krizinin olumsuz etkilerini çok çalışarak ve dayanışmayla ortadan kaldıracaktır. Bu buluşma, dayanışma isteğinin vücut bulmuş hali. Tabii ki tartışmalar, farklı görüşler olabilir. Ben böylesine hayati bir konunun tamamen siyasetin üzerinde olduğu inanç ve bilinciyle üzerime düşeni yapmaya devam edeceğim” dedi.
SUYU FAALİYETLERİMİZİN ODAĞINA TAŞIDIK
Toplantının ev sahipliğini yapan ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu da, suya yaklaşımda köklü bir zihinsel dönüşümün zorunlu hale geldiğini, suyun sadece bir kaynak olarak değil her damlası ölçülen, planlanan ve yeniden kazanılan stratejik bir unsur olarak görülmesi gerektiğine işaret etti. Su meselesinin, tek bir kurumun görev ve yetki alanına sığmayacak kadar büyük ve çokboyutlu olduğunu dile getiren Zorlu, merkezi ve yerel yönetimler, iş dünyası, akademi ve sivil toplumun ortak amaç doğrultusunda eş-güdümlü hareket etmesinin kritik önemde olduğunu vurguladı. “ESİAD olarak su konusunu geçtiğimiz yıldan bu yana faaliyetlerimizin odağına taşıdık” diyen Zorlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “İzmir ve hinterlandını ele alacağımız kapsamlı bir rapor hazırlığı içindeyiz. Raporda iklim
değişikliğinin su kaynaklarına etkilerini; tarımda, sanayide ve kentlerde verimli su yönetiminin yollarını ele alacağız. 2026 yılı içinde kamuoyuyla paylaşmayı hedeflediğimiz raporumuzla, iş dünyasına ve karar alıcılara su yönetimi konusunda destek olmayı amaçlıyoruz. Mevcut durumu en doğru ve şeffaf şekilde ortaya koymak zorundayız. Geleceğe yönelik stratejik planlama yapabilmenin yolu sağlam verilerden geçiyor. Suyumuzu bütüncül bir bakış açısıyla koruma altına
almak ve tarımda, sanayide, kentlerimizde yeni teknolojiler kullanarak geleceğe hazırlanmak zorundayız. Bu noktada hepimize önemli sorumluluklar düşmektedir. Üretim süreçlerinde su verimliliğinin artırılması, kayıp oranlarının düşürülmesi, döngüsel su kullanımı uygulamalarının yaygınlaştırılması ve alt yapının iyileştirilmesi şart. Teknoloji ve inovasyona yatırımı her noktada ön plana çıkarmalıyız.”
HAVZA BAZLI PLANLAMALARI REVİZE ETMELİYİZ
İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Uçak, tarımsal sulamada akıllı ve sürdürülebilir sistemlere geçmenin bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini, havza bazlı planlamaların iklim değişikliği projeksiyonlarına göre yeniden revize edilmesi gerektiğini belirtti. Uçak, "Su kıt bir kaynaktır. Küresel iklim değişikliği su döngüsünü kökten değiştirmektedir. Yağış rejimleri farklılaşıyor, kuraklık ve taşkınlar daha sık ve daha şiddetli yaşanıyor. Aşırı hava olayları tarımsal verimliliği, gıda güvencesini ve ekonomileri olumsuz etkiliyor. Su kıtlığı sadece bir çevre sorunu değildir. Tarımsal üretimin azalması, gıda güvencesi ve ekosistem risklerini barındıran çok boyutlu bir etkiden bahsediyoruz. Bu nedenle bu risklere karşı hazır olmalı ve iyi bir planlama yapmalıyız" dedi. Tarım ve Orman Bakanlığının suyu merkeze alarak kurguladığı yeni destekleme modelinin tarımda su kullanımını daha etkin hale getireceğine inandığını dile getiren Uçak, İzmir Tarım Teknoloji Merkezi bünyesinde de pamuk yetiştiriciliğine yönelik Dijital Sulama Yönetimi Projesini hayata geçirdiklerine işaret etti.
SU GELECEĞİN ALTINI OLACAK
EBSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hakan Ürün de "Suyun değeri kuyu kuruyunca anlaşılırmış, tam da böyle günlerden geçiyoruz. Suyun, geleceğin Bitcoin'i ve geleceğin altını olması bekleniyor. Uluslararası arenada su için 'mavi altın, mavi petrol' ifadeleri kullanılıyor. Azalan su kaynakları, artan kirlilik ve iklim krizinin etkileri, suyu daha stratejik bir hale getiriyor. İzmir'de suyu verimli kullanmayı, yeni su kaynakları üretmeyi ve alternatif çözümleri konuşuyor olmamızı çok önemsiyorum" diye konuştu. Ürün, yoğun su stresi yaşayan İzmir için su kaynaklarının korunması ve yeni su kaynakları üretilmesinin hayati öneme sahip olduğunu, sanayiciler olarak bu farkındalıkla eylem planlarını hayata geçirdiklerini kaydetti. Temiz suya erişimin sağlık, ekonomik fırsatlar ve siyasi istikrarı belirleyeceği bir sürece girildiğini vurgulayan Ürün, “O nedenle, her ne yapacaksak bir an evvel harekete geçmemiz gerekiyor. Unutmayalım ki, gelecek nesillerin su hakkını korumak bir tercih değil, ortak bir sorumluluktur” ifadelerini kullandı.
SU KANUNU MECLİSİN ONAYINA SUNULACAK
Açılış konuşmalarının ardından T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Neşat Onur Şanlı, “Türkiye’de Su Yönetimi” başlıklı bir sunum gerçekleştirerek, Türkiye’nin su yönetimi politikalarını, iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki etkilerini ve hayata geçirilen yeni yönetim modellerini kapsamlı şekilde değerlendirdi. Şanlı, suyun artık tüm sektörleri doğrudan etkileyen stratejik bir unsur haline geldiğini vurgulayarak, su yönetiminde teknoloji, veri ve çok paydaşlı yapının belirleyici olduğunu ifade etti.
SUYU BİRLİKTE YÖNETİYORUZ
Konuşmasında havza ölçekli yönetim planlarından su verimliliği seferberliğine, il ve havza su kurullarından yeni mevzuat çalışmalarına kadar pek çok başlığa değinen Şanlı, suyun merkezden değil, yerelden ve tüm paydaşların katılımıyla yönetilmesi gerektiğinin altını çizdi. 2023 yılında başlatılan su verimliliği seferberliğinden söz eden Şanlı, “Bu seferberlik tüm sektörlerde ‘suda sıfır kayıp’ anlayışıyla yürütülüyor. Tarımdaki su kullanımının farkındayız ve suya göre planlamaya geçtik. Halihazırda 52 ilçede su kısıtı uygulanıyor. 2024 yılı itibariyle il su kurulları, havza su kurulları ve Ulusal Su Kurulu’nu oluşturduk. Eylem planlarını yerinde, tüm paydaşların katılımıyla hazırlıyor ve uygulamaya alıyoruz. Su artık bütün sektörlere dokunan, olmazsa olmaz bir meta. Su kanununa ilişkin teknik çalışmalarımızı tamamladık ve 2026 yılı içerisinde meclisin onayına sunacağız. Su yönetimini tüm paydaşlarla birlikte yürütmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
3 BAŞLIKTA SU KONFERANSI
Programın devamında üç ana oturum gerçekleştirildi:
TARIMDA SU
“Tarımda Su” başlıklı oturumda, tarımda suyun etkin ve verimli kullanımına yönelik mevcut sorunlar ve çözüm önerileri ele alındı; iyi uygulama örnekleri paylaşıldı. Tarımda suyun bilinçsiz kullanımının bugün yaşanan sorunların temelinde yer aldığını belirten oturum moderatörü Yaşar Üniversitesi, Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Türkan, “Dünyadaki toplam suyu bir varil olarak düşünürsek sadece bir tatlı kaşığı kadar suyumuz var ve fakat başta tarımda olmak üzere diğer sektörlerde biz bu suyu günlük hayatta çok bilinçsizce kullandık” dedi. İzmir Ticaret Borsası Genel Sekreteri Dr. Erçin Güdücü, “Tarımda Akıllı Teknolojiler ile Su Yönetimi Projesi” kapsamında pamuk üretiminde uyguladıkları değişken oranlı sulama sistemine ilişkin bilgi verdi. Güdücü, İzmir Ticaret Borsası öncülüğünde; Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Uluslararası Tarımsal Araştırma ve Eğitim Merkezi, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi ve Tokyo Tarım Teknoloji Üniversitesi iş birliğiyle Menemen’de yaklaşık 40 dönümlük alanda yürütülen projede, uzaktan algılama ve dijital teknolojilerle bitkinin su ihtiyacının dinamik olarak belirlendiğini söyledi. Uygulama sonucunda yağmurlama sulamaya göre yüzde 18–20, vahşi sulamaya göre ise yüzde 30 ila yüzde 50 arasında su tasarrufu sağlandığını belirten Güdücü, “Bu tasarruf verim kaybı yaratmadan elde edildi; doğru zamanda, doğru miktarda sulama hem suyu hem toprağı koruyor” dedi. Philip Morris EEMA&Asia Bölgesi Sürdürülebilirlik Müdürü Hülya Seven, tütün çiftçileriyle yürüttükleri çalışmaları aktardı. Tütün tarımında su yönetimini teknolojiyle birlikte ele aldıklarını vurgulayan Seven, Özellikle Virginia tipi tütünlerde meteoroloji verileriyle damlama sulama yöntemini birleştirdiklerini belirtti. Seven, “Hem ürüne daha az su veriyoruz ama kalitesini daha da arttırıyoruz” ifadelerini kullandı. Yuluğ Mühendislik Kurucu Ortağı Ömer Yuluğ, geliştirdikleri veri temelli sulama teknolojileriyle bitkinin etkili kök bölgesini esas alan bir su yönetimi yaklaşımı sunduklarını belirtti. Yuluğ, sensör ve algoritma destekli sistemle sulamanın tahmine değil, gerçek zamana dayalı verilerle yönetildiğini vurgulayarak, “Bayındır’da yürütülen bilimsel bir denemede yüzde 55, Uluslararası Tarımsal Araştırma Merkezi’nde gerçekleştirilen üç yıllık bir projede ise benzer teknolojilere göre yüzde 81’e varan su tasarrufu sağladık; üstelik bunu verim artışıyla birlikte başardık” dedi.
Sanayi tarafında su yönetimine ilişkin deneyimlerini paylaşan ESBAŞ Genel Müdürü Yusuf Kılınç, “Yeşil alanlarımızda çim alanlarımızı azalttık, yerine kurakçıl peyzaj çalışmalarını yaptık. Çatılarımıza güneş panelleri koyduk. Bir simbiyoz çalışmamız var. Gri suyla yeşil alanlarımızı suladık” diye konuştu.
SANAYİDE SU
“Sanayide Su” başlıklı oturumda, sanayinin artan su baskısı karşısında nasıl dönüşmesi gerektiği; mevzuat, teknoloji ve iyi uygulama örnekleri üzerinden ele alındı. Kamu, özel sektör ve teknoloji temsilcileri, su krizinin artık yalnızca çevresel değil, doğrudan üretim ve rekabet meselesi olduğuna dikkat çekti. Oturumun moderötürlüğünü üstlenen Süleyman Demirel Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Kitiş, sanayide su yönetiminde yeni bir döneme girildiğini belirterek, “Artık mevzuat var. Su Verimliliği Yönetmeliği ve Endüstriyel Emisyonların Yönetimi Yönetmeliği’nin yürürlüğe girdi” dedi. Türkiye’nin sanayide su verimliliği açısından ciddi bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Tarım ve Orman Bakanlığı Endüstriyel Su Verimliliği Şube Müdürü Asiye Düşünceli, “Sanayide yüzde 50’ye varan oranlarda döngüsel su kullanımı yapmamız mümkün” dedi. Düşünceli, yaşanan sürecin yalnızca bir su krizi olmadığını belirterek, “Bu aslında sadece bir su krizi değil, üretim krizi, kalkınma krizi ve gıda krizine kadar uzanan bir süreç” ifadelerini kullandı. Gıda sektöründe su yönetimini küresel hedeflerle birlikte ele aldıklarını belirten PepsiCo Türkiye Kurumsal İlişkiler ve Sürdürülebilirlik Kıdemli Direktörü Esra İren, “2030 yılı itibariyle net su pozitif olmayı hedefliyoruz. Net su pozitif olmak; asgaride kullandığımız suyu doğaya geri vermek anlamına geliyor. İzmir fabrikamız bu sene itibariyle %100 kullandığı suyu Gediz Havzası’na geri verdi” bilgisini paylaştı.
Tekstil sektörünün su yoğun yapısına dikkat çeken Ekoten Tekstil Operasyonel Mükemmellik Genel Müdür Yardımcısı Gizem Çalış, “Tekstil sektörü endüstride suyun çok büyük bir kısmını kullanan bir sektör. Bundan yaklaşık bir 20 yıl önce 1 kilo kumaş için yaklaşık 150 litrelik bir su harcarken bugün 50 litrelere kadar düştü. Yaptığımız denemelerde %90’ın üzerinde suyu geri kazanabiliyoruz” diye konuştu. Sanayide dijital izleme ve yapay zekânın rolüne dikkat çeken Blue It Su Yönetim Platformu Kurucusu ve CEO’su Hülya Tomak, “Suyu tek başına izlemek değil, suyu uçtan uca üretim verisiyle birlikte izlemek gerekiyor” dedi. Tomak, dijital çözümlerle “%30’a varan su tasarrufu sağlandığını” belirtti.
KENTLERDE SU
“Kentlerde Su” başlıklı son oturumda, iklim değişikliğinin etkileriyle birlikte kentlerin suya erişimi, altyapı kayıpları ve kullanım alışkanlıkları ele alındı. Yerel yönetim, kamu, mimarlık ve turizm temsilcileri, kentsel su yönetiminin artık bir tercih değil zorunluluk olduğuna dikkat çekti. Oturumun moderatörü İYTE Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Gündüz, kentlilerin suyun bedelini doğrudan ödeyen kesim olduğuna işaret ederek, “Bu oturum
suya bedel ödeyenlerin oturumu, kentliler olarak suyun bedelini ödüyoruz ve kıymetini biliyoruz” dedi. Kentlerde su yönetiminin artık tersine bir döngüyle ele alınması gerektiğini belirten T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Su Verimliliği Daire Başkanı Aslıhan Korkmaz, “Eskiden kaynaktan musluğa su yönetimi diyorduk ama artık musluktan kaynağa geri dönen iyi bir su yönetimini önceliyoruz” ifadelerini kullandı. Korkmaz, yaşanan iklim koşullarına dikkat çekerek, “İklim değişikliği artık bir projeksiyon değil, hepimizin günlük yaşamda tecrübe ettiği bir durum” dedi.
İzmir’in son yıllarda yaşadığı su krizinin boyutlarını rakamlarla aktaran İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, “Yılbaşı günü Tahtalı Barajı’nda oran %0,14’e düşmüştü, kent merkezi için konuşuyorum, hiçbir suyumuz kalmamıştı” dedi. Alınan önlemler sayesinde önemli bir tasarruf sağlandığını belirten Erdoğan, “Gece 11 ile 5 arası yaptığımız kesintiler sayesinde 14,2 milyon metreküp su tasarrufu sağlandı” bilgisini paylaştı. Kentlerin betonlaşmasının su krizini derinleştirdiğini vurgulayan Epig Mimarlık Kurucusu ve BASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Semiha Güneş, yapı ölçeğinde su verimliliğine dair örnekler paylaştı. Güneş, Yaşar Üniversitesi M binasındaki uygulamalardan söz ederek, “Çatıdaki yağmur sularını 420 ton kapasiteli bir sarnıca ilettik, iç mekanlarda yüzde 50 oranında daha az su harcatan sistemler kullandık” dedi. Turizm sektöründe su tüketiminin ciddi boyutlara ulaştığını belirten Swissôtel Büyük Efes İzmir Genel Müdürü Rıza Elibol, “2004 yılında misafir başına 368,6 litre su harcatmışız, bu miktarı 2025 yılında 150,8 litreye düşürdük” dedi. Elibol, susuz pisuar ve ‘Skip the Clean’ uygulamalarıyla önemli tasarruf sağladıklarını aktardı.
KUTU…KUTU…
DOĞAYLA İLİŞKİYİ YENİDEN DÜŞÜNMELİYİZ
Konferansın kapanış konuşmasını yapan Doğa ve Çevre Programı Yapımcısı Güven İslamoğlu, su krizinin yalnızca teknik çözümlerle ele alınamayacağını vurgulayarak, meselenin insan-doğa ilişkisiyle doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çekti. İzmir’in geleceğine ilişkin uyarılarda bulunan İslamoğlu, “İzmir tuzlu suyu çevirmek zorunda, önünüzde suyla ilgili bir gelecek yok” ifadelerini kullandı. Yaşanan sürecin küresel ölçekte bir kırılma noktasına işaret ettiğini belirten İslamoğlu “Biz altıncı yok oluşun eşiğindeyiz ve nedeni biziz” dedi. Tüketim alışkanlıklarının su üzerindeki etkisine değinen İslamoğlu, “Hayvancılık suyun yüzde 70’ini kullanıyor, bir domatesi çöpe attığınızda 10 duşluk suyu atıyorsunuz” sözleriyle bireysel sorumluluğun altını çizdi. Konuşmasını doğa merkezli bir perspektifle tamamlayan İslamoğlu, “Ben çevreci değilim, doğa aktivistiyim; merkezime insanı değil doğayı koyuyorum” diyerek, çözümün doğayla kurulan ilişkiyi yeniden düşünmekten geçtiğini ifade etti.
İzmir HABERİ
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.


