BASIN BÜLTENİ (5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ)
BASIN BÜLTENİ (5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ)
Çevre canlı varlıkların yaşam boyu ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları ortam olup insanların faaliyetlerine bağlı olarak hızla kirlenmektedir. Bu olumsuz değişim çevrenin korunmasını öne çıkarmaktadır.
Çevre canlı varlıkların yaşam boyu ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları ortam olup insanların faaliyetlerine bağlı olarak hızla kirlenmektedir. Bu olumsuz değişim çevrenin korunmasını öne çıkarmaktadır.
Bünyemizde yar alan “Kent ve Çevre Çalışmaları Grubu” nun yaptığı değerlendirmeye göre:
Çevre canlı varlıkların yaşam boyu ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları ortam olup insanların faaliyetlerine bağlı olarak hızla kirlenmektedir. Bu olumsuz değişim çevrenin korunmasını öne çıkarmaktadır.
Anayasanın 56.ıncı maddesi “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” Hükmünü getirerek çevre hakkını ortaya koymuş ve çevreyi koruma hem devlet, hem vatandaş için ödev olduğu belirtilmiştir.
Anayasa ve yasal düzenlemelere rağmen uygulama süreçlerinin bu hükümlere uygun yürüdüğünü söylemek kolay değil. Bunun sonucu olarak çevremiz hızla kirlenmekte, su-toprak-hava kirliliği, atık kirliliği artmakta, biyolojik çeşitlilik azalmakta, bu olumsuz gelişmeler yaşamı zorlaştırmakta ve çözümsüzlük gitgide artmaktadır.
Bölgemizde Büyük Menderes, Küçük Menderes ve Gediz nehirlerindeki ve havzalarındaki kirlilik ile İzmir Körfez kirliliği bilinen örneklerinden bazılarıdır. Günümüzde çevre kirliliğini tamamen çözen büyükşehir belediyesi veya il-ilçe belediyesi bulunmamaktadır. Sanayi tesislerinin çok büyük sorumlulukları bulunmaktadır. “Kirleten Öder” ilkesi hayata tam olarak geçmemektedir.
Çevre Bakanlığının görevlerini yerine getirme konusunda etkinlikten uzak tavrı ve özellikle özel sektör yatırımlarında yatırımı önceleyen, çevrenin korunmasını zamana yayan/ihmal eden yaklaşımı sorunları ağırlaştırmaktadır.
Tüm körfezlerimiz ve denizlerimiz kirlenmiş durumdadır ve adeta kabul merkezi konumundadır. Nehirlerimiz, su havzalarımız, topraklarımız kirlenmekte ve hatta ormanlarımız kirlilik tehdidi altında bulunmaktadır.
İskenderun, Aliağa, Dilovası ilçeleri sanayi kaynaklı hava kirliliğinin ezici baskısı altındadır. Ayrıca kirlilik yaratan Bergama altın madeni, Ayvalık Karaayıt köyündeki demir madeni gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür.
İklim değişikliği, su kaynaklarının yetersizliği, enerji ihtiyacının hızla artması çevre sorunlarını ayrıca tetiklemektedir.
Çevre kirliliği ülkemizin ve bölgemizin en önemli sorunların başında gelmekte, yapılan çalışmalar yetersiz kalmakta, yasal düzenlemelerin varlığına rağmen sorun çözülememektedir.
Yaşadığımız çevreye gereken saygıyı maalesef göstermiyor, Anayasanın ve yasanın bize verdiği koruma ve sahip çıkma görevini yeterince yerine getirmiyoruz. Bu konuda anayasal ve yasal sorumluluklarını yerine getirmek isteyenler, yaşadığı çevreyi korumaya çalışanlar, bu konuda eylemler yapanlar, direnenler ise engellenmekte, yasal işlemlerle karşılaşmakta hatta “bunlar marjinal gruplar” şeklinde yaftalanmaktadırlar. Kaz dağları ve Akbelen mücadele alanları bunların birkaçıdır.
Her durumda vatandaşlarımızın yaşam alanlarını korumak için yapacağı ve yapmakta oldukları her türlü hareket ve eylemleri oldukça kıymetlidir ve toplumun her kesimince de destek görmelidir. İkizköy mahalle muhtarının kızı Esra Işık’ın mücadelesi en son örnektir.
Kamu yetkilileri siyasi etkilerin altında yasal sorumluluklarını yerine getirmemekte/getirememekte; üretim, istihdam sağlanıyor düşüncesini öne alarak yaşam alanlarımızın bozulmasına göz yumulmaktadır. Kamuoyuna yansıdığı şekliyle belli şirket veya grupların korunduğu-kollandığı da işin ayrı bir boyutudur.
Ayrıca terk edilen maden sahalarının, faaliyeti sona eren işletmelerin yerleri buna en güzel örnekleridir. Doğa tahrip edilmiş, ağaçlar kesilmiş, dağlar oyulmuş şeklinde çokça yeri görmek mümkündür ve bu alanların rehabilitasyonu zor ve oldukça maliyetlidir. Başta altın arama ve çıkarma olmak üzere vahşi madencilik anlayışı ile işletme yapılan sahaların mevcut durumu çevre katliamı olarak önümüzde durmaktadır. ÇED süreçleri mevzuatına uygun şekilde yürütülmemekte ve çevremiz hızla bozulmaya devam etmektedir.
Hukuki altyapı olmasına rağmen çevrenin korunması konusunda yetersiz kalınmış ve yaşadığımız çevre kirlenmiş ve bu süreç hızla devam etmektedir.
Bu konuda yetkilileri görevlerini tam olarak yapmaları konusunda uyarıyor, bunun en azından bir insanlık görevi olduğunu hatırlatıyor, çevrenin bizlere emanet olduğunu ve gelecek kuşaklara en iyi şekilde bırakılması gerektiği inancıyla, çevrenin korunması konusunda üzerimize düşen görevin yerine getirileceğinin bilinmesini kamuoyuna saygı ile sunarız.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.


