Ne eğitimde ne işte, gençler neden evde?

Yaşam 26.10.2026 - 12:43, Güncelleme: 26.10.2026 - 12:43
 

Ne eğitimde ne işte, gençler neden evde?

Türkiye’de 15-29 yaş aralığındaki gençlerin yüzde 27,12’sinin ne eğitimde ne de istihdamda yer alması, “ev gençliği” sorununu yeniden gündeme taşıdı. Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında en yüksek orana sahip olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Barış Erdoğan, istatistiklere yansımayan kadın emeğine de dikkat çekti. Evde çocuk, yaşlı ve hasta bakımı üstlenen kadınların önemli bir bölümünün aslında yoğun bir mesai harcadığını vurgulayan Prof. Dr. Erdoğan, “Biz bunlar çalışmıyor diyoruz ama gerçekte ciddi olarak evde bir mesai harcıyorlar. Burada istatistiklerin bize göstermediği bir emek var.” dedi.

“Ev genci” deniyor ama evde de görünmeyen bir emek var! Türkiye’de 15-29 yaş aralığındaki gençlerin yüzde 27,12’sinin ne eğitimde ne de istihdamda yer alması, “ev gençliği” sorununu yeniden gündeme taşıdı. Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında en yüksek orana sahip olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Barış Erdoğan, istatistiklere yansımayan kadın emeğine de dikkat çekti. Evde çocuk, yaşlı ve hasta bakımı üstlenen kadınların önemli bir bölümünün aslında yoğun bir mesai harcadığını vurgulayan Prof. Dr. Erdoğan, “Biz bunlar çalışmıyor diyoruz ama gerçekte ciddi olarak evde bir mesai harcıyorlar. Burada istatistiklerin bize göstermediği bir emek var.” dedi. Gençlerin çalışmayı sevmediği ve kolay yoldan para kazanmak istediği yönündeki eleştirilere karşı çıkan Prof. Dr. Erdoğan, “Beklentileri tembellik olarak görmek yanlış. Bugün gençlerin bir bölümü üniversite bitiriyor ama iş bulamıyor, iş bulsa bile kazandığı parayla ev kiralayamıyor. Bağımsız bir hayat kurmakta zorlanıyor. Bunun sonucunda da gelecek planlarını ertelemek zorunda kalıyor.” dedi. OECD'nin 2025 verilerine göre Türkiye'de 15-29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 27,12'si ne eğitimde ne de istihdamda yer alıyor. OECD ortalamasının yaklaşık yüzde 13 olduğu dikkate alındığında Türkiye'deki oran, ortalamanın iki katını aşıyor. TÜİK verilerine göre genç kadınlarda ise bu oran yüzde 30,9'a ulaşıyor. Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Barış Erdoğan, “ev gençliği” olarak tanımlanan sorunun ekonomik, eğitimsel ve toplumsal boyutlarını ele aldı. “Türkiye'de uzun vadede iyileşme var ama sorun devam ediyor” Türkiye'deki rakamların oldukça çarpıcı olduğunu belirten Prof. Dr. Barış Erdoğan ne eğitimde ne istihdamda bulunan gençlerin oranının OECD ortalamasının iki katından fazla olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Erdoğan, “Türkiye'de 15-29 yaş arası gençlerin yüzde 27'si ne istihdamda ne eğitimde. Yani bu ne demek oluyor? Yaklaşık her dört gençten biri bu iki alanın dışında. OECD ortalaması ise yüzde 13 civarında. Türkiye olarak bunun iki katından fazlayız.” dedi. Ancak sorunun uzun yıllardır devam ettiğine ve geçmişe kıyasla belirli bir iyileşme yaşandığına işaret eden Prof. Dr. Erdoğan, şöyle konuştu: “Burada gözlerden kaçan bir ayrıntı da var. Bunu çok kötü bir rakam olarak görüyoruz ve yorumluyoruz ama Türkiye'de ev gençlerinin oranı sürekli artmıyor. Geçmiş yıllara bakarsak Türkiye'de bu oran 2000 yılında yüzde 38 civarındaydı, bugün yüzde 27'ye gerilemiş. Yani aslında uzun vadede bir iyileşme var ama hâlâ ortada bir sorun var.” “Bu gençlerin hepsini işsiz olarak değerlendirmek doğru değil” Ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerin tamamının aynı koşullarda bulunmadığını ifade eden Prof. Dr. Erdoğan, bu grubun kendi içinde farklı özellikler taşıdığını belirtti. “Bu gençler evet ne istihdamdalar ne eğitimdeler ama bunların hepsini işsiz kategorisi içinde ne kadar değerlendirebiliriz? Çünkü bazıları iş arıyor, bazıları aramıyor. İçlerinde artık iş bulmaktan vazgeçmiş olanlar var. Bazıları ise özellikle ev içindeki bakım sorumlulukları nedeniyle, özellikle genç kadınlarda bunu görüyoruz, çalışma hayatından uzakta kalıyorlar. Bir de bu gibi araştırmalarda gözden kaçan şu da oluyor: Kayıt dışı çalışanların bazıları da bu rakamların içine dahil oluyor. Belki bir iki puan bu rakamı düşürmek mümkün olabilir. Ama tabii ortada büyük bir sorun olduğu da bir gerçek.” Eğitim sistemi ile iş gücü piyasası arasındaki uyumsuzluk önemli bir sorun Gençlerin eğitimden ve çalışma hayatından uzaklaşmasının tek bir nedene bağlanamayacağını belirten Prof. Dr. Erdoğan, eğitim sistemi ile iş gücü piyasası arasındaki uyumsuzluğun önemli bir sorun olduğunu söyledi. Prof. Dr. Erdoğan, “Burada tek bir neden yok, birçok neden var. Ekonomik nedenler var, eğitim hayatı ile ilgili sorunlar var, toplumsal koşullar var. Hepsi birbirine iç içe geçmiş vaziyette. Günümüzde, bu sadece Türkiye'ye özgü bir durum da değil, eğitim ve çalışma hayatı arasında artık ciddi bir uyumsuzluk var. Gençler yıllarca okuyorlar, üniversite bitiriyorlar, diploma alıyorlar ama mezun olduklarında kendilerine uygun bir iş bulmakta zorlanıyorlar.” diye konuştu. “Kendi hayatımı kuramayacaksam niye çalışıyorum?” Gençlerin yalnızca iş sahibi olmayı değil, çalışarak ekonomik bağımsızlık kazanmayı da beklediğini vurgulayan Prof. Dr. Erdoğan, “İkinci mesele çalışma hayatı koşulları. Gençler yalnızca iş bulmak istemiyorlar; çalıştıklarında geçinebilmeyi, kendi hayatlarını kurabilmeyi de bekliyorlar. Eğer bir işte çalışmasına rağmen hâlâ ailesinden ekonomik destek almaya devam ediyorsa şu soruyu soruyor: ‘Ben niye çalışıyorum? Niye işe gidiyorum? Kendi başıma hayatımı kuramayacaksam çalışmamın ne kadar anlamı var?’ Gençler çalıştıklarının karşılığını çoğu zaman alamadıklarını düşünüyorlar. Bu da bence önemli sorunlardan bir tanesi.” dedi. “Gençlerin beklentilerini tembellik olarak görmek yanlış” Kuşaklar arasında çalışma hayatından beklentilerin önemli ölçüde farklılaştığını ifade eden Prof. Dr. Erdoğan, “Bizim kuşağımızın gençliğinde yaygın bir düşünce vardı. İyi bir eğitim alırsan, çalışırsan kendine daha iyi bir hayat kurarsın. Elbette o dönemde de eşitsizlikler vardı ama eğitim yoluyla toplumsal olarak yükselme beklentisi çok güçlüydü. Bugün gençlerin bir bölümü bu ilişkinin eskisi kadar işlemediğini görüyor. Üniversite bitiriyor ama iş bulamıyor, iş bulsa bile kazandığı parayla ev kiralayamıyor. Bağımsız bir hayat kurmakta zorlanıyor. Bunun sonucunda da gelecek planlarını ertelemek zorunda kalıyor.” diye konuştu. Gençlerin çalışmayı sevmediği ya da kolay yoldan para kazanmak istediği yönündeki eleştirilere katılmadığını belirten Prof. Dr. Erdoğan, “Burada gençlere yöneltilen bir eleştiriye de ben itiraz ediyorum. Zaman zaman gençlerin çalışmayı sevmediği, kolay yoldan para kazanmak istediği, Instagram üzerinden ya da başka platformlar üzerinden veya start-up'lar üzerinden böyle söylendiği oluyor. Bugünün gençleri çalışma hayatında yalnızca maaş beklemiyor. Yaptıkları işin anlamlı olmasını bekliyor, kendilerine zaman ayırabilmeyi bekliyor. Eski zamanlardaki gibi ‘Sabah 8'de gideyim, akşam 6'ya kadar kalayım’ fikirleri değişmeye başladı. Teknoloji de buna imkânlar vermeye başladı. Özgürlüklerini koruyabilmeyi önemsiyorlar. Beklentileri tembellik olarak görmek yanlış.” şeklinde konuştu. “Gençlerde öğrenilmiş çaresizliğe benzer bir süreç ortaya çıkabiliyor” Toplumun gençlerden başarı beklediğini ancak bu başarıya ulaşmalarını sağlayacak koşulların yeterince oluşturulamadığını ifade eden Prof. Dr. Erdoğan, beklentiler ile gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafenin büyüdüğünü söyledi. Bu durumun bazı gençlerde öğrenilmiş çaresizliğe benzer bir sürece dönüşebildiğini anlatan Prof. Dr. Erdoğan, “Bir işe giriyor, yeterince para kazanamıyor ya da tatmin olamıyor, sonunda çabalarının hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini düşünmeye başlıyor. Ama tabii ki bunları bütün gençlere mal etmek de pek doğru olmayabilir. Hâlâ çok sayıda genç büyük bir gayretle okuyor, çalışıyor, kendine yeni yollar açmaya uğraşıyor. Bence mesele gençlerin hayal kurmayı bırakması değil, hayallerine ulaşabileceklerine duydukları güvenin artık günümüzde gittikçe zayıflamaya başlaması.” dedi. “Genç kadınların eğitim ve istihdamdan uzak kalmasında toplumsal roller etkili” TÜİK verilerine göre genç kadınların yaklaşık yüzde 31'inin ne eğitimde ne de istihdamda yer almasını değerlendiren Prof. Dr. Erdoğan, bu tablonun toplumsal cinsiyet eşitsizlikleriyle de bağlantılı olduğunu vurguladı. “Bu da aslında Türkiye'deki sorunun yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizlikleriyle de ilgili olduğunu gösteriyor. Türkiye'de özellikle kadınlar üzerinde geleneksel toplumsal roller oldukça baskın. Özellikle de bakım sorumlulukları... Hâlâ Türkiye'de birçok genç kadın evde çocuklara, belki abisinin çocuğuna, belki kardeşlerinin çocuğuna, belki kendi çocuğuna, yaşlılara, hastalara bakmayı öncelikli olarak iş olarak görüyor. Aileler de bu konuda kadınlar üzerinde baskı yapıyor. Bu da doğal olarak özellikle genç kadınların eğitime devam etmesini ya da çalışma hayatına katılmalarını önemli derecede engelliyor.” “İstatistiklerin göstermediği büyük bir kadın emeği var” Ev içinde gerçekleştirilen bakım ve hizmet faaliyetlerinin çoğunlukla ücretlendirilmediği için istihdam istatistiklerine yansımadığını belirten Prof. Dr. Erdoğan, genç kadınların çalışma hayatına katılımının önündeki engellerin çok boyutlu olduğunu söyledi. “Burada istatistiklerin bize göstermediği bir emek var. Biz bunlar çalışmıyor diyoruz ama gerçekte ciddi olarak evde bir mesai harcıyorlar. Belki bir yaşlıya bakıyorlar, belki ev içi hizmetlerini yapıyorlar. Ama biz bunu bir iş olarak görmediğimizden veya bunlar ücretlendirilmediğinden büyük ölçüde bunları işsiz kategorisine alıyoruz.” Prof. Dr. Erdoğan, kadınların eğitim ve istihdam dışında kalmasına yol açan diğer toplumsal koşulları ise şöyle anlattı: “Ailelerin kız çocuklarına ilişkin beklentileri de daha farklı. Erken evlilik istiyorlar, iş yerinde ayrımcılık var, kreş imkânları yetersiz. Bu tip nedenlerden dolayı da çalışamıyor kadınlar. Bazen aileler kızlarının bir iş yerinde çalışmasını da istemiyor, güvenli bulmuyor. Bu tip sorunlar nedeniyle Türkiye'deki kadınlar önemli ölçüde erkeklere göre ne istihdamdalar ne de eğitimdeler. Bu da Türkiye'nin özel sorunlarından bir tanesi.” Doi numarası: https://doi.org/10.32739/uha.id.94413  
Türkiye’de 15-29 yaş aralığındaki gençlerin yüzde 27,12’sinin ne eğitimde ne de istihdamda yer alması, “ev gençliği” sorununu yeniden gündeme taşıdı. Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında en yüksek orana sahip olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Barış Erdoğan, istatistiklere yansımayan kadın emeğine de dikkat çekti. Evde çocuk, yaşlı ve hasta bakımı üstlenen kadınların önemli bir bölümünün aslında yoğun bir mesai harcadığını vurgulayan Prof. Dr. Erdoğan, “Biz bunlar çalışmıyor diyoruz ama gerçekte ciddi olarak evde bir mesai harcıyorlar. Burada istatistiklerin bize göstermediği bir emek var.” dedi.

“Ev genci” deniyor ama evde de görünmeyen bir emek var!

Türkiye’de 15-29 yaş aralığındaki gençlerin yüzde 27,12’sinin ne eğitimde ne de istihdamda yer alması, “ev gençliği” sorununu yeniden gündeme taşıdı. Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında en yüksek orana sahip olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Barış Erdoğan, istatistiklere yansımayan kadın emeğine de dikkat çekti. Evde çocuk, yaşlı ve hasta bakımı üstlenen kadınların önemli bir bölümünün aslında yoğun bir mesai harcadığını vurgulayan Prof. Dr. Erdoğan, “Biz bunlar çalışmıyor diyoruz ama gerçekte ciddi olarak evde bir mesai harcıyorlar. Burada istatistiklerin bize göstermediği bir emek var.” dedi.

Gençlerin çalışmayı sevmediği ve kolay yoldan para kazanmak istediği yönündeki eleştirilere karşı çıkan Prof. Dr. Erdoğan, “Beklentileri tembellik olarak görmek yanlış. Bugün gençlerin bir bölümü üniversite bitiriyor ama iş bulamıyor, iş bulsa bile kazandığı parayla ev kiralayamıyor. Bağımsız bir hayat kurmakta zorlanıyor. Bunun sonucunda da gelecek planlarını ertelemek zorunda kalıyor.” dedi.

OECD'nin 2025 verilerine göre Türkiye'de 15-29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 27,12'si ne eğitimde ne de istihdamda yer alıyor. OECD ortalamasının yaklaşık yüzde 13 olduğu dikkate alındığında Türkiye'deki oran, ortalamanın iki katını aşıyor. TÜİK verilerine göre genç kadınlarda ise bu oran yüzde 30,9'a ulaşıyor.

Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Barış Erdoğan, “ev gençliği” olarak tanımlanan sorunun ekonomik, eğitimsel ve toplumsal boyutlarını ele aldı.

“Türkiye'de uzun vadede iyileşme var ama sorun devam ediyor”

Türkiye'deki rakamların oldukça çarpıcı olduğunu belirten Prof. Dr. Barış Erdoğan ne eğitimde ne istihdamda bulunan gençlerin oranının OECD ortalamasının iki katından fazla olduğuna dikkat çekti.

Prof. Dr. Erdoğan, “Türkiye'de 15-29 yaş arası gençlerin yüzde 27'si ne istihdamda ne eğitimde. Yani bu ne demek oluyor? Yaklaşık her dört gençten biri bu iki alanın dışında. OECD ortalaması ise yüzde 13 civarında. Türkiye olarak bunun iki katından fazlayız.” dedi.

Ancak sorunun uzun yıllardır devam ettiğine ve geçmişe kıyasla belirli bir iyileşme yaşandığına işaret eden Prof. Dr. Erdoğan, şöyle konuştu:

“Burada gözlerden kaçan bir ayrıntı da var. Bunu çok kötü bir rakam olarak görüyoruz ve yorumluyoruz ama Türkiye'de ev gençlerinin oranı sürekli artmıyor. Geçmiş yıllara bakarsak Türkiye'de bu oran 2000 yılında yüzde 38 civarındaydı, bugün yüzde 27'ye gerilemiş. Yani aslında uzun vadede bir iyileşme var ama hâlâ ortada bir sorun var.”

“Bu gençlerin hepsini işsiz olarak değerlendirmek doğru değil”

Ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerin tamamının aynı koşullarda bulunmadığını ifade eden Prof. Dr. Erdoğan, bu grubun kendi içinde farklı özellikler taşıdığını belirtti.

“Bu gençler evet ne istihdamdalar ne eğitimdeler ama bunların hepsini işsiz kategorisi içinde ne kadar değerlendirebiliriz? Çünkü bazıları iş arıyor, bazıları aramıyor. İçlerinde artık iş bulmaktan vazgeçmiş olanlar var. Bazıları ise özellikle ev içindeki bakım sorumlulukları nedeniyle, özellikle genç kadınlarda bunu görüyoruz, çalışma hayatından uzakta kalıyorlar. Bir de bu gibi araştırmalarda gözden kaçan şu da oluyor: Kayıt dışı çalışanların bazıları da bu rakamların içine dahil oluyor. Belki bir iki puan bu rakamı düşürmek mümkün olabilir. Ama tabii ortada büyük bir sorun olduğu da bir gerçek.”

Eğitim sistemi ile iş gücü piyasası arasındaki uyumsuzluk önemli bir sorun

Gençlerin eğitimden ve çalışma hayatından uzaklaşmasının tek bir nedene bağlanamayacağını belirten Prof. Dr. Erdoğan, eğitim sistemi ile iş gücü piyasası arasındaki uyumsuzluğun önemli bir sorun olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Erdoğan, “Burada tek bir neden yok, birçok neden var. Ekonomik nedenler var, eğitim hayatı ile ilgili sorunlar var, toplumsal koşullar var. Hepsi birbirine iç içe geçmiş vaziyette. Günümüzde, bu sadece Türkiye'ye özgü bir durum da değil, eğitim ve çalışma hayatı arasında artık ciddi bir uyumsuzluk var. Gençler yıllarca okuyorlar, üniversite bitiriyorlar, diploma alıyorlar ama mezun olduklarında kendilerine uygun bir iş bulmakta zorlanıyorlar.” diye konuştu.

“Kendi hayatımı kuramayacaksam niye çalışıyorum?”

Gençlerin yalnızca iş sahibi olmayı değil, çalışarak ekonomik bağımsızlık kazanmayı da beklediğini vurgulayan Prof. Dr. Erdoğan, “İkinci mesele çalışma hayatı koşulları. Gençler yalnızca iş bulmak istemiyorlar; çalıştıklarında geçinebilmeyi, kendi hayatlarını kurabilmeyi de bekliyorlar. Eğer bir işte çalışmasına rağmen hâlâ ailesinden ekonomik destek almaya devam ediyorsa şu soruyu soruyor: ‘Ben niye çalışıyorum? Niye işe gidiyorum? Kendi başıma hayatımı kuramayacaksam çalışmamın ne kadar anlamı var?’ Gençler çalıştıklarının karşılığını çoğu zaman alamadıklarını düşünüyorlar. Bu da bence önemli sorunlardan bir tanesi.” dedi.

“Gençlerin beklentilerini tembellik olarak görmek yanlış”

Kuşaklar arasında çalışma hayatından beklentilerin önemli ölçüde farklılaştığını ifade eden Prof. Dr. Erdoğan, “Bizim kuşağımızın gençliğinde yaygın bir düşünce vardı. İyi bir eğitim alırsan, çalışırsan kendine daha iyi bir hayat kurarsın. Elbette o dönemde de eşitsizlikler vardı ama eğitim yoluyla toplumsal olarak yükselme beklentisi çok güçlüydü. Bugün gençlerin bir bölümü bu ilişkinin eskisi kadar işlemediğini görüyor. Üniversite bitiriyor ama iş bulamıyor, iş bulsa bile kazandığı parayla ev kiralayamıyor. Bağımsız bir hayat kurmakta zorlanıyor. Bunun sonucunda da gelecek planlarını ertelemek zorunda kalıyor.” diye konuştu.

Gençlerin çalışmayı sevmediği ya da kolay yoldan para kazanmak istediği yönündeki eleştirilere katılmadığını belirten Prof. Dr. Erdoğan, “Burada gençlere yöneltilen bir eleştiriye de ben itiraz ediyorum. Zaman zaman gençlerin çalışmayı sevmediği, kolay yoldan para kazanmak istediği, Instagram üzerinden ya da başka platformlar üzerinden veya start-up'lar üzerinden böyle söylendiği oluyor. Bugünün gençleri çalışma hayatında yalnızca maaş beklemiyor. Yaptıkları işin anlamlı olmasını bekliyor, kendilerine zaman ayırabilmeyi bekliyor. Eski zamanlardaki gibi ‘Sabah 8'de gideyim, akşam 6'ya kadar kalayım’ fikirleri değişmeye başladı. Teknoloji de buna imkânlar vermeye başladı. Özgürlüklerini koruyabilmeyi önemsiyorlar. Beklentileri tembellik olarak görmek yanlış.” şeklinde konuştu.

“Gençlerde öğrenilmiş çaresizliğe benzer bir süreç ortaya çıkabiliyor”

Toplumun gençlerden başarı beklediğini ancak bu başarıya ulaşmalarını sağlayacak koşulların yeterince oluşturulamadığını ifade eden Prof. Dr. Erdoğan, beklentiler ile gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafenin büyüdüğünü söyledi.

Bu durumun bazı gençlerde öğrenilmiş çaresizliğe benzer bir sürece dönüşebildiğini anlatan Prof. Dr. Erdoğan, “Bir işe giriyor, yeterince para kazanamıyor ya da tatmin olamıyor, sonunda çabalarının hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini düşünmeye başlıyor. Ama tabii ki bunları bütün gençlere mal etmek de pek doğru olmayabilir. Hâlâ çok sayıda genç büyük bir gayretle okuyor, çalışıyor, kendine yeni yollar açmaya uğraşıyor. Bence mesele gençlerin hayal kurmayı bırakması değil, hayallerine ulaşabileceklerine duydukları güvenin artık günümüzde gittikçe zayıflamaya başlaması.” dedi.

“Genç kadınların eğitim ve istihdamdan uzak kalmasında toplumsal roller etkili”

TÜİK verilerine göre genç kadınların yaklaşık yüzde 31'inin ne eğitimde ne de istihdamda yer almasını değerlendiren Prof. Dr. Erdoğan, bu tablonun toplumsal cinsiyet eşitsizlikleriyle de bağlantılı olduğunu vurguladı.

“Bu da aslında Türkiye'deki sorunun yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizlikleriyle de ilgili olduğunu gösteriyor. Türkiye'de özellikle kadınlar üzerinde geleneksel toplumsal roller oldukça baskın. Özellikle de bakım sorumlulukları... Hâlâ Türkiye'de birçok genç kadın evde çocuklara, belki abisinin çocuğuna, belki kardeşlerinin çocuğuna, belki kendi çocuğuna, yaşlılara, hastalara bakmayı öncelikli olarak iş olarak görüyor. Aileler de bu konuda kadınlar üzerinde baskı yapıyor. Bu da doğal olarak özellikle genç kadınların eğitime devam etmesini ya da çalışma hayatına katılmalarını önemli derecede engelliyor.”

“İstatistiklerin göstermediği büyük bir kadın emeği var”

Ev içinde gerçekleştirilen bakım ve hizmet faaliyetlerinin çoğunlukla ücretlendirilmediği için istihdam istatistiklerine yansımadığını belirten Prof. Dr. Erdoğan, genç kadınların çalışma hayatına katılımının önündeki engellerin çok boyutlu olduğunu söyledi.

“Burada istatistiklerin bize göstermediği bir emek var. Biz bunlar çalışmıyor diyoruz ama gerçekte ciddi olarak evde bir mesai harcıyorlar. Belki bir yaşlıya bakıyorlar, belki ev içi hizmetlerini yapıyorlar. Ama biz bunu bir iş olarak görmediğimizden veya bunlar ücretlendirilmediğinden büyük ölçüde bunları işsiz kategorisine alıyoruz.”

Prof. Dr. Erdoğan, kadınların eğitim ve istihdam dışında kalmasına yol açan diğer toplumsal koşulları ise şöyle anlattı:

“Ailelerin kız çocuklarına ilişkin beklentileri de daha farklı. Erken evlilik istiyorlar, iş yerinde ayrımcılık var, kreş imkânları yetersiz. Bu tip nedenlerden dolayı da çalışamıyor kadınlar. Bazen aileler kızlarının bir iş yerinde çalışmasını da istemiyor, güvenli bulmuyor. Bu tip sorunlar nedeniyle Türkiye'deki kadınlar önemli ölçüde erkeklere göre ne istihdamdalar ne de eğitimdeler. Bu da Türkiye'nin özel sorunlarından bir tanesi.” Doi numarası: https://doi.org/10.32739/uha.id.94413

 

İstanbul HABERİ

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve izmir35haber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.