Haber diline dikkat, kahramanlaştırabilir!

Gündem 17.04.2026 - 16:36, Güncelleme: 17.04.2026 - 16:36
 

Haber diline dikkat, kahramanlaştırabilir!

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, son dönemde artan şiddet olaylarının medyada sunuluş biçimine ilişkin önemli uyarılarda bulundu.

Şiddet haberlerinde ayrıntı ve tekrar, taklit riskini artırıyor! Son dönemde artan şiddet olaylarının medyada sunuluş biçimine ilişkin önemli uyarılarda bulunan Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, araştırmaların, şiddet olaylarının medya tarafından ayrıntılı, dramatize edilmiş ve sürekli tekrar edilen biçimde sunulmasının bazı kırılgan bireylerde taklit davranışı riskini artırabildiğini gösterdiğine işaret etti. Saldırganın hayat hikâyesine odaklanan haber dilinin dolaylı bir “kahramanlaştırma” riski taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. İrvan, “Medya neyi uzun uzun anlatırsa, okur/izleyici onu önemli saymaya başlar. Medyanın böyle bir gücü olduğunun farkında olmamız gerekiyor.” dedi. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, son dönemde artan şiddet olaylarının medyada sunuluş biçimine ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Şiddet haberlerinde ayrıntı taklit riskini artırıyor Prof. Dr. Süleyman İrvan, araştırmaların, şiddet olaylarının medya tarafından ayrıntılı, dramatize edilmiş ve sürekli tekrar edilen biçimde sunulmasının bazı kırılgan bireylerde taklit davranışı riskini artırabildiğini gösterdiğine işaret ederek, “Özellikle öfke dolu, yalnızlık duygusu, dışlanmışlık duygusu taşıyan kişiler için bu türden ayrıntılı şiddet haberleri tetikleyici etki yapabiliyor. Şiddet olayının haberleştirilmesi sürecinde failin eylemi adım adım anlatıldığında, bu bir ‘yöntem kılavuzu’ gibi algılanabiliyor. Failin isminin, fotoğrafının, kişisel hikayesinin haberde öne çıkarılması, benzer özellikler taşıyan bireylerde ‘tanınma motivasyonu’ oluşturabiliyor.” dedi. Haber alma hakkı ile zarar vermeme ilkesi arasında denge şart Bu türden olumsuz etkiler bağlamında medya etik kodlarında şiddetin haberleştirilme biçimine ilişkin ilkeler bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. İrvan, “Örneğin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Hak ve Sorumluluk Bildirgesine göre, ‘Gazeteci şiddeti özendirici yayın yapmamalıdır.’” diye konuştu.  “Medya haber yaparken toplumun haber alma hakkı ile zarar vermeme ilkesi arasında bir denge kurabilmelidir.” diyen Prof. Dr. İrvan, “Haberi vermeli ama sorumlu biçimde vermelidir. Failin adını, fotoğrafını ve hayat hikâyesini gereksiz biçimde öne çıkarmamalı, saldırganı ve eylemi yüceltici ifadelerden kaçınmalı, yöntem, araç, zamanlama gibi taklit edilebilir detayları vermemeli, sansasyonel betimlemelerden kaçınmalıdır.” ifadesinde bulundu.  Sansasyonel dil toplumsal algıyı şekillendiriyor Medya dilinde sıkça kullanılan “kan donduran”, “dehşet anları” gibi ifadelerin de yalnızca dikkat çekici olmadığını, aynı zamanda toplumun olayları algılama biçimini şekillendirdiğini söyleyen Prof. Dr. İrvan, “Bu ifadeler risk algısını abartır, toplumda korku ve kaygı yaratır. Özellikle hassas bireylerde çaresizlik duygusunu besler. Çok sık tekrarlandıklarında da toplumda duyarsızlaşmaya neden olabilir. İnsanlar şiddete alışır ve empati duygumuz körelmeye başlar.” şeklinde konuştu. Bilgi verme sorumluluğu ile toplumsal ruh sağlığını koruma arasında denge kurabilmenin gazeteciliğin en zor ama en temel meselelerinden biri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Çözüm, bunlardan birinden vazgeçmekten değil, haberi etik ilkeler çerçevesinde oluşturmaktan geçer. Bu da sorumlu gazeteciliğin bir gereğidir. Elbette özellikle dijital medyanın tık odaklı habercilik anlayışı içinde bu önerilerin hayata geçirilmesi hiç kolay değil. Bu noktada iyi gazeteciliği teşvik edecek mekanizmalar bulmamız ve geliştirmemiz gerekiyor.” dedi.      Mağdur görüntüleri ikincil travmayı derinleştiriyor Mağdurlara ait görüntülerin ve özel bilgilerin paylaşılmasının ise “ikincil travma” yarattığını vurgulayan Prof. Dr. İrvan, şöyle devam etti: “Mağdurlara ait görüntülerin ve özel bilgilerin paylaşılması, yalnızca olayın kendisiyle sınırlı bir etki yaratmaz, ikincil travma dediğimiz dolaylı travmaya ve kalıcı sonuçlara yol açabilir. Aileler açısından, yakınını kaybetmiş ya da zarar görmüş kişiler için, görüntülerin tekrar tekrar yayınlanması saldırı anını zihinde sürekli yeniden canlandırır. Ailelerde kontrol kaybı ve öfke duygusu yaratır. Acıları kalıcılaştırır. Toplum da yoğum ve dramatik görüntülere maruz kaldıkça bundan olumsuz biçimde etkilenebilir. Tehdit algısının büyütür ve hiçbirimiz güvende değiliz duygusunu yaygınlaştırır.” Saldırganın hikâyesi kahramanlaştırma riskini artırıyor Saldırganın hayat hikâyesine odaklanan haber dilinin dolaylı bir “kahramanlaştırma” riski taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. İrvan, “Medya neyi uzun uzun anlatırsa, okur/izleyici onu önemli saymaya başlar. Medyanın böyle bir gücü olduğunun farkında olmamız gerekiyor. Saldırganın çocukluğuna, travmalarına, aile yaşantısına odaklanıldığında, toplumda bu kişi incelenmeye değer duygusu oluşur. Ayrıca, saldırganın kendisine benzeyen akranları arasında özdeşleşme hissi oluşturur, o da benim gibiymiş, ben de yapabilirim duygusuna yol açabilir. Medya, bu türden saldırılarda odağına saldırganı değil, mağdurları ve çözüm yollarını almalıdır.” diye konuştu.   Kontrolsüz paylaşımlar risk oluşturuyor… Sosyal medyada kontrolsüz biçimde yayılan görüntülerin de ciddi riskler barındırdığını belirten Prof. Dr.  İrvan, “Bu konu sadece gazetecileri değil, her biri bir ‘mikro-yayıncı’ haline gelen tüm sosyal medya kullanıcılarını ilgilendiriyor. Olay anına ait görüntülerin sosyal medyada kontrolsüz biçimde paylaşımına sıkça tanık oluyoruz. Bazıları bunu farkında olmadan yapıyor bazıları da beğeni almak, takipçi kazanmak için yapıyor. Ancak her sosyal medya kullanıcısının sorumlu birer yayıncı gibi hareket etmesi ve öncelikle doğrulanmamış bilgileri paylaşmaktan kaçınması gerekir. İkinci olarak, saldırı anını gösteren görüntülerin de paylaşılmaması gerekir çünkü b türden paylaşımlar öğretici olabilir ve taklit saldırılara yol açabilir.” ifadesinde bulundu. Önleyici ve çözüm odaklı gazetecilik öne çıkıyor Medyanın yalnızca şiddeti aktaran değil, aynı zamanda çözüm üreten bir rol üstlenmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Süleyman İrvan, şunları kaydetti: “Bu konu önleyici gazetecilik ve çözüm gazeteciliği olarak adlandırılan iki önemli gazetecilik yaklaşımını gündeme getiriyor. Önleyici gazetecilik, toplumsal sorunları kriz aşamasına gelmeden önce görünür kılmayı amaçlayan bir habercilik anlayışıdır. Bu yaklaşımda medya, yalnızca gerçekleşmiş olayları aktaran bir mecra değil, potansiyel riskleri erken aşamada tespit eden ve kamuoyunu uyaran bir işlev üstlenir. Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkar: Geleneksel olarak “olay olduktan sonra haber yapma” refleksi üzerine kurulu bir medya düzeninde, gerçekten önleyici bir gazetecilik ne kadar mümkün olabilir? Bu soru, sadece gazetecilik pratiğini değil, aynı zamanda medya kurumlarının yapısını ve habercilik önceliklerini de tartışmayı gerektirir. İkinci olarak, çözüm gazeteciliği yaklaşımı, haberin odağını sorunların aktarımından çıkararak çözüm yollarına ve iyi uygulama örneklerine genişleten bir yaklaşımı ifade eder. Bu anlayışa göre gazetecilik, sadece “ne oldu?” sorusunu değil, aynı zamanda “bu sorun nasıl çözülebilir?” sorusunu da görünür kılmalıdır. Özellikle şiddet haberleri bağlamında bu yaklaşım, yalnızca olayın kendisine odaklanmak yerine, uzman görüşlerine, önleyici politikalara, uluslararası deneyimlere ve uygulanabilir çözüm önerilerine yer verilmesini önerir.” Yasakçı yaklaşımlar kalıcı çözüm üretmiyor Şiddet olaylarının ardından sıkça gündeme gelen yasakçı yaklaşımların kalıcı çözüm üretmediğini dile getiren Prof. Dr. İrvan, “Son olarak şunu eklemek isterim. Ülkemizde ne zaman bir terör saldırısı olsa genelde ilk akla gelen çözüm, sosyal medyaya girişi kısıtlayalım, oyunları yasaklayalım şeklinde oluyor. Ancak bu türden çözümlerin çare olmadığını da görüyoruz. Yapmamız gereken, sorumlu gazetecilik pratiklerini teşvik etmek, sosyal medyanın sorumlu kullanımına ilişkin sosyal medya okuryazarlığını yaygınlaştırmak, şiddet üreten koşulların ortadan kaldırılması için çaba harcamaktır.” şeklinde sözlerini tamamladı. Doi numarası: https://doi.org/10.32739/uha.id.88874
Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, son dönemde artan şiddet olaylarının medyada sunuluş biçimine ilişkin önemli uyarılarda bulundu.

Şiddet haberlerinde ayrıntı ve tekrar, taklit riskini artırıyor!

Son dönemde artan şiddet olaylarının medyada sunuluş biçimine ilişkin önemli uyarılarda bulunan Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, araştırmaların, şiddet olaylarının medya tarafından ayrıntılı, dramatize edilmiş ve sürekli tekrar edilen biçimde sunulmasının bazı kırılgan bireylerde taklit davranışı riskini artırabildiğini gösterdiğine işaret etti.

Saldırganın hayat hikâyesine odaklanan haber dilinin dolaylı bir “kahramanlaştırma” riski taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. İrvan, “Medya neyi uzun uzun anlatırsa, okur/izleyici onu önemli saymaya başlar. Medyanın böyle bir gücü olduğunun farkında olmamız gerekiyor.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, son dönemde artan şiddet olaylarının medyada sunuluş biçimine ilişkin önemli uyarılarda bulundu.

Şiddet haberlerinde ayrıntı taklit riskini artırıyor

Prof. Dr. Süleyman İrvan, araştırmaların, şiddet olaylarının medya tarafından ayrıntılı, dramatize edilmiş ve sürekli tekrar edilen biçimde sunulmasının bazı kırılgan bireylerde taklit davranışı riskini artırabildiğini gösterdiğine işaret ederek, “Özellikle öfke dolu, yalnızlık duygusu, dışlanmışlık duygusu taşıyan kişiler için bu türden ayrıntılı şiddet haberleri tetikleyici etki yapabiliyor. Şiddet olayının haberleştirilmesi sürecinde failin eylemi adım adım anlatıldığında, bu bir ‘yöntem kılavuzu’ gibi algılanabiliyor. Failin isminin, fotoğrafının, kişisel hikayesinin haberde öne çıkarılması, benzer özellikler taşıyan bireylerde ‘tanınma motivasyonu’ oluşturabiliyor.” dedi.

Haber alma hakkı ile zarar vermeme ilkesi arasında denge şart

Bu türden olumsuz etkiler bağlamında medya etik kodlarında şiddetin haberleştirilme biçimine ilişkin ilkeler bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. İrvan, “Örneğin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Hak ve Sorumluluk Bildirgesine göre, ‘Gazeteci şiddeti özendirici yayın yapmamalıdır.’” diye konuştu. 

“Medya haber yaparken toplumun haber alma hakkı ile zarar vermeme ilkesi arasında bir denge kurabilmelidir.” diyen Prof. Dr. İrvan, “Haberi vermeli ama sorumlu biçimde vermelidir. Failin adını, fotoğrafını ve hayat hikâyesini gereksiz biçimde öne çıkarmamalı, saldırganı ve eylemi yüceltici ifadelerden kaçınmalı, yöntem, araç, zamanlama gibi taklit edilebilir detayları vermemeli, sansasyonel betimlemelerden kaçınmalıdır.” ifadesinde bulundu. 

Sansasyonel dil toplumsal algıyı şekillendiriyor

Medya dilinde sıkça kullanılan “kan donduran”, “dehşet anları” gibi ifadelerin de yalnızca dikkat çekici olmadığını, aynı zamanda toplumun olayları algılama biçimini şekillendirdiğini söyleyen Prof. Dr. İrvan, “Bu ifadeler risk algısını abartır, toplumda korku ve kaygı yaratır. Özellikle hassas bireylerde çaresizlik duygusunu besler. Çok sık tekrarlandıklarında da toplumda duyarsızlaşmaya neden olabilir. İnsanlar şiddete alışır ve empati duygumuz körelmeye başlar.” şeklinde konuştu.

Bilgi verme sorumluluğu ile toplumsal ruh sağlığını koruma arasında denge kurabilmenin gazeteciliğin en zor ama en temel meselelerinden biri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Çözüm, bunlardan birinden vazgeçmekten değil, haberi etik ilkeler çerçevesinde oluşturmaktan geçer. Bu da sorumlu gazeteciliğin bir gereğidir. Elbette özellikle dijital medyanın tık odaklı habercilik anlayışı içinde bu önerilerin hayata geçirilmesi hiç kolay değil. Bu noktada iyi gazeteciliği teşvik edecek mekanizmalar bulmamız ve geliştirmemiz gerekiyor.” dedi.     

Mağdur görüntüleri ikincil travmayı derinleştiriyor

Mağdurlara ait görüntülerin ve özel bilgilerin paylaşılmasının ise “ikincil travma” yarattığını vurgulayan Prof. Dr. İrvan, şöyle devam etti:

“Mağdurlara ait görüntülerin ve özel bilgilerin paylaşılması, yalnızca olayın kendisiyle sınırlı bir etki yaratmaz, ikincil travma dediğimiz dolaylı travmaya ve kalıcı sonuçlara yol açabilir. Aileler açısından, yakınını kaybetmiş ya da zarar görmüş kişiler için, görüntülerin tekrar tekrar yayınlanması saldırı anını zihinde sürekli yeniden canlandırırAilelerde kontrol kaybı ve öfke duygusu yaratır. Acıları kalıcılaştırır. Toplum da yoğum ve dramatik görüntülere maruz kaldıkça bundan olumsuz biçimde etkilenebilir. Tehdit algısının büyütür ve hiçbirimiz güvende değiliz duygusunu yaygınlaştırır.”

Saldırganın hikâyesi kahramanlaştırma riskini artırıyor

Saldırganın hayat hikâyesine odaklanan haber dilinin dolaylı bir “kahramanlaştırma” riski taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. İrvan, “Medya neyi uzun uzun anlatırsa, okur/izleyici onu önemli saymaya başlar. Medyanın böyle bir gücü olduğunun farkında olmamız gerekiyor. Saldırganın çocukluğuna, travmalarına, aile yaşantısına odaklanıldığında, toplumda bu kişi incelenmeye değer duygusu oluşur. Ayrıca, saldırganın kendisine benzeyen akranları arasında özdeşleşme hissi oluşturur, o da benim gibiymiş, ben de yapabilirim duygusuna yol açabilir. Medya, bu türden saldırılarda odağına saldırganı değil, mağdurları ve çözüm yollarını almalıdır.” diye konuştu.  

Kontrolsüz paylaşımlar risk oluşturuyor…

Sosyal medyada kontrolsüz biçimde yayılan görüntülerin de ciddi riskler barındırdığını belirten Prof. Dr.  İrvan, “Bu konu sadece gazetecileri değil, her biri bir ‘mikro-yayıncı’ haline gelen tüm sosyal medya kullanıcılarını ilgilendiriyor. Olay anına ait görüntülerin sosyal medyada kontrolsüz biçimde paylaşımına sıkça tanık oluyoruz. Bazıları bunu farkında olmadan yapıyor bazıları da beğeni almak, takipçi kazanmak için yapıyor. Ancak her sosyal medya kullanıcısının sorumlu birer yayıncı gibi hareket etmesi ve öncelikle doğrulanmamış bilgileri paylaşmaktan kaçınması gerekir. İkinci olarak, saldırı anını gösteren görüntülerin de paylaşılmaması gerekir çünkü b türden paylaşımlar öğretici olabilir ve taklit saldırılara yol açabilir.” ifadesinde bulundu.

Önleyici ve çözüm odaklı gazetecilik öne çıkıyor

Medyanın yalnızca şiddeti aktaran değil, aynı zamanda çözüm üreten bir rol üstlenmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Süleyman İrvan, şunları kaydetti:

“Bu konu önleyici gazetecilik ve çözüm gazeteciliği olarak adlandırılan iki önemli gazetecilik yaklaşımını gündeme getiriyor. Önleyici gazetecilik, toplumsal sorunları kriz aşamasına gelmeden önce görünür kılmayı amaçlayan bir habercilik anlayışıdır. Bu yaklaşımda medya, yalnızca gerçekleşmiş olayları aktaran bir mecra değil, potansiyel riskleri erken aşamada tespit eden ve kamuoyunu uyaran bir işlev üstlenir. Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkar: Geleneksel olarak “olay olduktan sonra haber yapma” refleksi üzerine kurulu bir medya düzeninde, gerçekten önleyici bir gazetecilik ne kadar mümkün olabilir? Bu soru, sadece gazetecilik pratiğini değil, aynı zamanda medya kurumlarının yapısını ve habercilik önceliklerini de tartışmayı gerektirir. İkinci olarak, çözüm gazeteciliği yaklaşımı, haberin odağını sorunların aktarımından çıkararak çözüm yollarına ve iyi uygulama örneklerine genişleten bir yaklaşımı ifade eder. Bu anlayışa göre gazetecilik, sadece “ne oldu?” sorusunu değil, aynı zamanda “bu sorun nasıl çözülebilir?” sorusunu da görünür kılmalıdır. Özellikle şiddet haberleri bağlamında bu yaklaşım, yalnızca olayın kendisine odaklanmak yerine, uzman görüşlerine, önleyici politikalara, uluslararası deneyimlere ve uygulanabilir çözüm önerilerine yer verilmesini önerir.”

Yasakçı yaklaşımlar kalıcı çözüm üretmiyor

Şiddet olaylarının ardından sıkça gündeme gelen yasakçı yaklaşımların kalıcı çözüm üretmediğini dile getiren Prof. Dr. İrvan, “Son olarak şunu eklemek isterim. Ülkemizde ne zaman bir terör saldırısı olsa genelde ilk akla gelen çözüm, sosyal medyaya girişi kısıtlayalım, oyunları yasaklayalım şeklinde oluyor. Ancak bu türden çözümlerin çare olmadığını da görüyoruz. Yapmamız gereken, sorumlu gazetecilik pratiklerini teşvik etmek, sosyal medyanın sorumlu kullanımına ilişkin sosyal medya okuryazarlığını yaygınlaştırmak, şiddet üreten koşulların ortadan kaldırılması için çaba harcamaktır.” şeklinde sözlerini tamamladı. Doi numarası: https://doi.org/10.32739/uha.id.88874

İstanbul HABERİ

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve izmir35haber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.